beylikdüzü escort bayanlar beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Kudüs’ün Gözyaşları: İnsanlığın Sessizliği ve Birleşmeyen Vicdanlar

Kudüs… Üç semavi dinin kutsal şehri, tarih boyunca barışın ve adaletin sembolü olmuş bir belde. Ancak bugün, bu mukaddes topraklar gözyaşı, kan ve insanlık dramıyla anılıyor. Kudüs’ün dar sokaklarında, Mescid-i Aksa’nın gölgesinde, masum çocukların çığlıkları yankılanıyor; ama dünya, bu çığlıklara sağır.

İsrail’in Filistin topraklarında, özellikle Kudüs ve Gazze’de uyguladığı sistematik zulüm, yalnızca bir halkın değil, insanlığın vicdanında derin bir yara açıyor. Bu yara, her geçen gün daha da kanıyor, çünkü dünya sessiz, İslam dünyası ise dağınık.

 

Kudüs’ün Kanayan Yüreği

 

Kudüs, yalnızca bir şehir değil; bir medeniyetin, bir inancın, bir umudun merkezi. Ancak bu kutsal şehir, yıllardır işgalin pençesinde. İsrail’in Filistinlilere yönelik politikaları, bir savaş değil, adeta bir soykırım. Evler yıkılıyor, aileler yerlerinden ediliyor, çocuklar bombalar altında can veriyor.

 

2025’in Mayıs ayından bu yana Gazze’de yaşananlar, insanlığın utanç tablosunu gözler önüne seriyor. TRT World’ün haberine göre, yalnızca birkaç gün içinde 200’den fazla Filistinli öldürüldü, 300 bin kişi yerinden edildi. Hastaneler bombalandı, çocuklar aç bırakıldı, masumlar toplu mezarlara gömüldü. Bu vahşet, Kudüs’ün ruhunu yaralıyor, Mescid-i Aksa’nın avlusunda yankılanan duaları gölgeliyor.

Gazze’deki bir çocuğun, toprağın bağrından fırlamış gibi görünen cansız bedeni, insanlığın vicdanına bir tokat gibi iniyor. Birleşmiş Milletler okulunun enkazından çıkarılan minik bedenler, yan yana dizilip cenaze namazı kılınırken, dünya bu manzaraya nasıl sessiz kalabilir? Bir annenin, bombardıman enkazından çıkarılan bebeğinin parçalanmış cesedini kucağına alışını hangi vicdan görmezden gelebilir?

Kudüs’ün taşları, bu acıları unutmaz; her damla kan, her çığlık, toprağın hafızasında sonsuza dek saklanır.

 

İsrail’in Zulmü: Bir Soykırımın Anatomisi

 

İsrail’in Filistin’e yönelik politikaları, yalnızca bir işgal değil, sistematik bir yok etme çabası. 76 yıldır Filistin harap ediliyor, halkı katliama ve sürgüne maruz bırakılıyor. Bu, sıradan bir savaş değil; medeni nüfusa, dini, milli ve kültürel değerlere karşı bir soykırım. İsrail, Hamas’ı yok etme bahanesiyle masum sivilleri hedef alıyor, evleri, okulları, hastaneleri bombalıyor.

2025’te Gazze’de düzenlenen hava saldırılarında, çoğu kadın ve çocuk olan yüzlerce insan hayatını kaybetti. Bu saldırılar, yalnızca fiziksel bir yıkım değil, aynı zamanda bir halkın umudunu, onurunu ve geleceğini hedef alıyor. İsrail’in bu vahşeti, uluslararası hukuku hiçe sayarak, dünyanın gözü önünde gerçekleşiyor.

BM Güvenlik Konseyi, bu katliamlar karşısında karar almakta aciz kalıyor. İsrail’in propaganda mekanizması “hasbara,” bu suçları meşrulaştırmak için çalışıyor; ancak hiçbir propaganda, bir çocuğun cansız bedenini, bir annenin feryadını örtbas edemez.

 

Dünyanın Sessizliği: Vicdanın İhaneti

 

Dünya, Kudüs’ün gözyaşlarına kör, çığlıklarına sağır. Birleşmiş Milletler, uluslararası toplum, batılı devletler; hepsi bu vahşet karşısında suskun. Kendisini “muasır medeniyet” olarak gören ülkeler, Müslümanların ölümlerine kayıtsız kalıyor.

Filistinlilerin hayatı, adeta değersizleştirilmiş; sanki bir halkın acısı, diğerlerinin vicdanını rahatsız etmeye yetmiyor. Batı, antisemitizm ve İslamofobi gibi hastalıklarla mücadele ettiğini iddia ederken, Filistinlilere karşı uygulanan soykırımı görmezden geliyor. Bu sessizlik, yalnızca bir ihmalkârlık değil, aynı zamanda bir suç ortaklığı.

Müslümanlar hunharca katledilirken, BM Güvenlik Konseyi’nin sessizliği, küresel sömürü düzeninin bir yansıması. İnsanlık, Kudüs’te, Gazze’de, Filistin’de vicdan sınavını kaybediyor.

 

İslam Dünyasının Dağınıklığı: Birleşmeyen Kalpler

 

Peki, İslam dünyası nerede?

Neden Kudüs’ün feryadına ortak bir sesle cevap veremiyor?

İslam coğrafyası, fitne, tefrika ve çatışmalarla parçalanmış durumda. Müslümanlar, Kur’an’ın “Hepiniz Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, parçalanıp ayrılmayın” emrine kulak asmıyor. Arap Ligi, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kurumlar, Filistin davasında etkisiz. Gazze, yalnız bırakılmış; Filistin halkı, işgalin ve ablukanın gölgesinde yaşam mücadelesi veriyor.

İslam dünyasının bu dağınıklığı, yalnızca politik bir mesele değil, aynı zamanda bir iman ve kardeşlik sınavı. Müslümanlar, Kudüs’ün özgürlüğü için birleşemedikçe, zalimlerin zulmü daha da cesaretleniyor.

Türkiye, bu konuda en güçlü sesi yükselten ülkelerden biri. Türkiye, Gazze’deki katliamları kınayarak, 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti için çağrıda bulunuyor. Ancak bu çaba, İslam dünyasının ortak bir iradesiyle desteklenmedikçe eksik kalıyor.

 

Bir Umut Çağrısı

 

Kudüs, yalnızca bir şehir değil; insanlığın vicdanı, adaletin sembolü. Bu kutsal beldenin kurtuluşu, yalnızca Filistinlilerin değil, tüm insanlığın ortak mücadelesine bağlı. Sanatçılar, yazarlar, düşünürler, vicdan sahipleri; herkes bu drama ses olmalı.

Kudüs’ün taşları, bir gün yeniden adaletle buluşacak. Talut’un, Ömer’in, Selahaddin’in ruhu, bu topraklarda yeniden dirilecek.

Ancak bu, bizim sessiz kalmamamızla, birleşmemizle, zulme karşı tek yürek olmamızla mümkün.

Filistin, bizim ciğerimiz; Kudüs, bizim kalbimiz. Bu drama sessiz kalmak, insanlığımıza ihanet etmek demektir.

Ey insanlık!

Ey Müslümanlar!

Daha neyi bekliyorsunuz?

Kudüs’ün gözyaşları, sizin vicdanınızı sarsmıyor mu?

Birleşin, ses olun, adalet için mücadele edin. Çünkü Kudüs, sadece Filistinlilerin değil, hepimizin geleceği. Bu sessizlik, bu dağınıklık, bu umursamazlık; insanlığın kefeni olmasın.

Bu yazı 5312 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum